TaklakTepe

bir yuvarlanma hikayesi

1 note

"Gözümün önünde olanı görmek, benim için ne kadar zor."

"Okumak görmek gibidir: görmeyi ve okumayı öğrendiğimiz gibi, görür ve okuruz; zorlayıcı biçimde , bilnmeyeni önceden bilinene götürerek."

"Parça sözcüğü, bir kalıntı, bir atık, bir uç, bir kırıntı çağrıştırır. Daha önce bir bütün olan, ama sonra kırılmış ve sadece kırıntıları kalmış bir şeyi akla getirir. Bir vazo ya da bir fresk parçası
gibi.”

Akşam sofrasında yedi kişilik bir aile oyunu:

Kardeşim ben başıboş bir kamaya saplanmışım gibi
Ağabeyim ben çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi
Anneciğim ben kaskatı bir esirliğe keptirilmişin gibi
Kardeşim ben yüreğimden böğürmek üzereyim gibi
Babacığım ben ayaklarım baltayla kesilmiş gibi

Sarsılıyorum içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve /anlıyor
Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze
Kendime
En sağlam seslerini söyleyen ağzım
En geçerli ilkelerini dünyanın


İşe Girişim

Bismillahirrahmanirrahim
Adıyla ve adına yaşamayı ilk öğrendiğim gün işe girişimden epey sonrasıydı. Ben bir işçiyim ve çalışarak geldim dünyaya, bir defada anne yuvasından. Annemin içinde ben, annem
dünyanın içinde; yine de bir dünyadan diğerine geçtim diyorum. Çünkü konuşan herkes tarafından içinde yaşanıldığı kabul edilen dünya da, başka bir dünyanın içindedir. Alemul alemin.
Ve böyle olmasına rağmen ona “ed-dünya” diyoruz. Tekleyerek övüyoruz.
Yaşamayı ilk öğrendiğim gün, işçiliğimin epey sonrasıydı. O zamana dek, ak ve kara ciğerimle, karalarda ve denizlerde koşturmuştum.
Denediğim gibi sinirlerle içime tutunan uzuvlarımı, doğanın iç içe tutunan uzuvlarını da denemiştim; ağaca tutunarak, göğü ölçerek. Kendimi ayrı olarak keşfedişim, ağaçların bir uzvum
olabilecekken olmadığını, göğün göğsüm olabilecekken olmadığını idrakımla oldu. Yaratılanlardan ayrılarak yalnızlaştım, onlardan farklı olarak yalnızlığımın ayırdına vardım.
Kendi içinde bunlar yaşamayı öğrenmek gibi gelebilir kulağa. Oysa bunlar sadece işe girişimdir. Yaşamayı öğrenmek, yanlış adların doğrularını öğrenerek ve yanlış adların yerine doğruları
geçirerek oldu.
Nehir beni sürüklerken, bir dala tutunmadım. Sonunda denize kavuştum.
Elhamdulillahirabbilalemin.

İşçi Neden Konuşuyor

İşçi duvara sıva yapıyordu. Bu sırada bir parçasıydı olacak olanın; terli ve memnundu. Harç bir yere fazla bir yere az düşüyordu, eliyle olabildiğince yayıyordu, fakat her hareketi yeni bir
eşitsizliğe sebep oluyordu. Yine de devam etti. Eliyle yaydı, genişletti, açtı, dağıttı, topladı. Dokunarak eksiklikleri ve fazlalıkları kavradı, yine dokunarak düzeltmeye çabaladı.
Duvarı yapma konusunda kuşkusu yok; terlemek duvar yapan için normal, bunda da sorun yok. Fakat sıva bir yere gitmiyor. Devam halinde fakat sanki işe yaramıyor.
İşçi başını harca yaslıyor ve ona konuşuyor, bu esnada sesini kullanmıyor. Çünkü kelimeleri harçla konuşmak için inşa edilmemiş dilinde. Olanları kullanmayı denese, içinden çıkamıyor.
Şiir için, düşüncenin aracısız yansıması diyorlar. Bir yere sıkışmadan, ham haliyle. Çimento, kum ve su haliyle. His ve düşünceyi daha önce üzerinden masallar geçmiş kalıplara değdirmeden, sıyırıp dışarıya vermek.
İşçi harca şiir yazıyor.

İşçinin Yaşamaya Başladıktan Sonra Yazdığı Şiir

Kumum ve suyum. Üzerlerinizde kaybedilecek renginiz. Nereden geldiniz ve nereye gidiyorsunuz biliyorum. Size isminizle seslenebiliyorum. Yeriniz nereyse sizi oraya koyuyorum, adınızı bildiğimden beri. İşte bu benim için siz, kendim ve bulunduğumuz yer hakkındaki bilgim, işte bu ayırdım. Kalbimden ellerime, kalbimden gözlerime sinirlerim. Kalbimden gözlerimin gördüklerine uzanan bilincim. İşte bu benim anlamam, anlamış olmam.
Duvarı soranlara ne cevap vereyim?
Sıvası hakkında konuşanlara ne diyeyim?
Bunları düşünmekten başladığım yerdeyim, başladığım yerdeyim.

Yaşamak

Bir uzvu tamir için onun hislerini dondurdular. Bedenin farkına vardım. Uyuşturulan kısımdan geri çekildi zihnim, fakat bu halde yaşamaya devam etti. Demek ki bu uzuv yaşamanın bir parçası değil.
Uyuşturulmayan diğer uzuvlar da kıyasen bi paçası değil. Peki rızık tarlaları gibi ayrık ayrık olan ne? Ararken attıklarımdan sonra geride kalan, küçülen ne? Bir parça mı?

Parçamak

Kapıdan bir bütün halinde girdim. Odadaki kalplerin ellerinden ve başlarının üstünden öptüm. Onlara bulduğumu söylemedim. Çünkü sarma yiyorlardı. Sarmanın harcının tadına baktım. Odanın içine yayıldım, kulaklarımı hazırladım. Kelimeleri dökülmeye başladı, aralarından seçtiğimi fark ettim. Bütün konuşmalarını parçaladım. Bir şey için bazı parçaları topladım. Kapıdan çıkarken üzgündüm. Onlar olduğu gibi tüm konuşmayı istiyorlardı. Onlara onu veremedim, bunu da anlatamadım. Başımı silkeledim, birazı düştü, düşeni orada bıraktım.

Bırakmak

Tabakta kalan yemeği, yemeğin iradesiyle kaldığını söyleyip, iç rahatlığıyla çöpe attılar. Yemek ne zamandır tabakta kalıyor? O kalırken ben var mıydım? Yemek tabakta bırakılıyor. Faili paçalarını toplayarak yemeğin dönüştüğü uykuyu uyumaya gidiyor. Ben kalıyorum. Ne zamandır kalıyorum?

Uzamak

Uzun uzun esnedi yağmurun ardından uyananlar. Solucanların canları kıtırdadı. Güneş henüz gelmez diye düşündüler, bulutların hemen ardında saklanmış olan sıcacık kandil hakkında.
Bebek, her yeri ayrı ayrı, dışarıdan bakılınca ise aynen, günden güne uzadı.
Günler, gölgelerin aksine uzadı.
Saçlar ve örtüleri uzadı.
Düşünceler uzadı.

Kurumak

Soğuk gibi kurutuyorum içimi. Et kemiğe çekiliyor. Kemiğin sınırına dek sığınıyor. Gözler geriye çekiliyor. Aslında fazla ilerledikleri yerlerden topluyorlar kendilerini, diye öğreniyorum. Fakat dışımdakiler öyle bakmıyorlar.

1 note

Diyarbakır ruhu olan şehir. Demek ki o yüzden bu kadar özleniyor. Gelip geçiciyiz, elli yıllık acılar yetmiş yıllık insana çok fazla. “Bu şehir öyle dramlar barındırıyor ki insanın aklı hayali durur.” dedi Sedat abi. Mayıs,1, 2014’te.

Diyarbakır ruhu olan şehir. Demek ki o yüzden bu kadar özleniyor. Gelip geçiciyiz, elli yıllık acılar yetmiş yıllık insana çok fazla.
“Bu şehir öyle dramlar barındırıyor ki insanın aklı hayali durur.” dedi Sedat abi.
Mayıs,1, 2014’te.

26,370 notes

theyoungradical:

theneighbourhoodsuperhero:

Omar Khadr, a sixteen year old Guantanamo Bay detainee weeps uncontrollably, clutching at his face and hair as he calls out for his mother to save him from his torment. “Ya Ummi, Ya Ummi (Oh Mother, Oh Mother),” he wails repeatedly, hauntingly with each breath he takes.

The surveillance tapes, released by Khadr’s defence, show him left alone in an interrogation room for a “break” after he tried complaining to CSIS (Canadian Security Intelligence Service) officers about his poor health due to insufficient medical attention. Ignoring his complaints and trying to get him to make false confessions, the officers get frustrated with the sixteen year old’s tears and tell him to get himself together by the time they come back from their break.

“You don’t care about me. Nobody cares about me,” he sobs to them.

The tapes show how the officers manipulated Khadr into thinking that they were helping him because they were also Canadian and how they taunted him with the prospect of home (Canada), (good) food, and familial reunion.

Khadr, a Canadian, was taken into US custody at the age of fifteen, tortured and refused medical attention because he wouldn’t attest to being a member of Al Qaeda, even though he was shot three times in the chest and had shrapnel embedded in his eyes and right shoulder. As a result, Khadr’s left eye is now permanently blind, the vision in his right eye is deteriorating, he develops severe pain in his right shoulder when the temperature drops, and he suffers from extreme nightmares.

He has been incarcerated at Guantanamo Bay since 2002, suffering extremely harsh interrogations and torture (methods), and is now 25 years old.

27 now, and still imprisoned

(via gharibafisabilillah)

4,735 notes

vsthepomegranate:

theneighbourhoodsuperhero:

(gif goes on for about 5 seconds)

His eyes well up and a tear slides down his cheek when Feroz Abbasi, a former Guantanamo Bay detainee, is asked what he would say to the other Guantanamo Bay detainees he was incarcerated with and “left behind” when he was released as a result of diplomatic arrangements between the US and the UK and after accusations that he was an “enemy combatant” could not be proven due to insufficient evidence.
“Uhibbuka fillah,” he mumbles, his voice trembling, his lip quivering as he tries to hold back tears, “means I love you for the sake of Allah. That’s when you love someone you tell them, tell them that. It’s very hard to see your friends in that situation, you know, still there after all these years, it’s not easy.”

Torture and humiliation methods used on/against the detainees by US forces include (but are not limited to) physical abuse, forced nudity, sexual humiliation, mock executions, sexual assault, forced injections, sleep deprivation, long and short shackling for hours on end, environmental manipulation, violent dogs, use of phobias as torture, extreme cold, cultural humiliation, religious humiliation, hours of interrogations, sensory bombardment, stress positions, sensory deprivation, isolation, and music torture.
(s/o to a-restless-being for linking the video on his tumblr)

And rape. We shy away from naming the sexual torture of Arabs and Muslims at Guantanamo “rape” because A) the victims are male and B) we do not want to think of the United States as a country that uses rape as a tool of war— but it is and we do. 

vsthepomegranate:

theneighbourhoodsuperhero:

(gif goes on for about 5 seconds)

His eyes well up and a tear slides down his cheek when Feroz Abbasi, a former Guantanamo Bay detainee, is asked what he would say to the other Guantanamo Bay detainees he was incarcerated with and “left behind” when he was released as a result of diplomatic arrangements between the US and the UK and after accusations that he was an “enemy combatant” could not be proven due to insufficient evidence.

“Uhibbuka fillah,” he mumbles, his voice trembling, his lip quivering as he tries to hold back tears, “means I love you for the sake of Allah. That’s when you love someone you tell them, tell them that. It’s very hard to see your friends in that situation, you know, still there after all these years, it’s not easy.”

Torture and humiliation methods used on/against the detainees by US forces include (but are not limited to) physical abuse, forced nudity, sexual humiliation, mock executions, sexual assault, forced injections, sleep deprivation, long and short shackling for hours on end, environmental manipulation, violent dogs, use of phobias as torture, extreme cold, cultural humiliation, religious humiliation, hours of interrogations, sensory bombardment, stress positions, sensory deprivation, isolation, and music torture.

(s/o to a-restless-being for linking the video on his tumblr)

And rape. We shy away from naming the sexual torture of Arabs and Muslims at Guantanamo “rape” because A) the victims are male and B) we do not want to think of the United States as a country that uses rape as a tool of war— but it is and we do. 

1 note

« Bize göre medeniyet ne Doğu’nun ve ne de Batı’nın yağma ve sömürü sonucu elde ettiği malları ve hayat tarzını tüketme kaygısının sonuçlarına bağlanamaz. Eşya-teknik-endüstri-yol-köprü-ulaşım biçimleri-konut sistemleri  “medeniyet” olarak tarif edilemez. Eşya ve hayatı idame araçlarının başkalarının haklarını çiğnememesi ise, işte medeniyet budur. Doğu ve Batı eşya-teknik-imalat sistemlerini “medeniyet” şeklinde tanımlayarak ortaya çıkardıkları sömürü-işgal-yağma-talan ve soygunu kendilerinden başkalarına dayatmakta, kavga da bu hırsızlık ve cürümden kaynaklanmaktadır. »

« Bize göre medeniyet ne Doğu’nun ve ne de Batı’nın yağma ve sömürü sonucu elde ettiği malları ve hayat tarzını tüketme kaygısının sonuçlarına bağlanamaz. Eşya-teknik-endüstri-yol-köprü-ulaşım biçimleri-konut sistemleri  “medeniyet” olarak tarif edilemez. Eşya ve hayatı idame araçlarının başkalarının haklarını çiğnememesi ise, işte medeniyet budur. Doğu ve Batı eşya-teknik-imalat sistemlerini “medeniyet” şeklinde tanımlayarak ortaya çıkardıkları sömürü-işgal-yağma-talan ve soygunu kendilerinden başkalarına dayatmakta, kavga da bu hırsızlık ve cürümden kaynaklanmaktadır. »

Filed under lütfi bergen

2,653 notes

hıhım, fotoğraf çekerken beni düşündüren şeylerden biri gözümüzün ne kadar güzel odakladığı, ışık ve derinliği ayarladığı, ne kadar güzel gördüğü oluyor. insanlar mikro fotoğrafları görünce ne kadar güzel diyorlar, oysa gördüğümüz milyon karenin bir tanesinin geri kalanlarından çekilip çıkarılışıdır fotoğraf. bize kaz görünür. bu fotoğrafa bakınca zamanı gördüm. oradaydık ve şimdi buradayız diyerek tolkiene selam yolladım. bugün yanından geçtiğim, yanlarından geçilen insanları düşündüm. kaç fotoğraf çektim acaba?
varları yoklardan ayırmamak gerek. tüm âmâları gözlerinden öpüyorum.
luzfosca:

Mario De Biasi
Skaters, 1953.
From La vitesse du déplacement ne compte plus

hıhım, fotoğraf çekerken beni düşündüren şeylerden biri gözümüzün ne kadar güzel odakladığı, ışık ve derinliği ayarladığı, ne kadar güzel gördüğü oluyor. insanlar mikro fotoğrafları görünce ne kadar güzel diyorlar, oysa gördüğümüz milyon karenin bir tanesinin geri kalanlarından çekilip çıkarılışıdır fotoğraf. bize kaz görünür. 
bu fotoğrafa bakınca zamanı gördüm. oradaydık ve şimdi buradayız diyerek tolkiene selam yolladım. bugün yanından geçtiğim, yanlarından geçilen insanları düşündüm.
kaç fotoğraf çektim acaba?

varları yoklardan ayırmamak gerek. tüm âmâları gözlerinden öpüyorum.

luzfosca:

Mario De Biasi

Skaters, 1953.

From La vitesse du déplacement ne compte plus

0 notes

"Bu bir zencidir, dudağı neredeyse yarısı kadardır.
Yine de ona karanlıkta ayın ondördüdür denir.”